8 Ocak 2008 Salı

Oh be, yabancı hayranı değilmişim!


Çabuk sıkılan, maymun iştahlı biri olmamdandır herhalde, öyle ahım şahım bir futbol izleyicisi değilim: televizyon başındaki yerimi alıp seyre başladığım maç düşük tempoda seyrediyorsa, bir de üstüne yana-geriye paslar havada (ve tabii ki yerde) uçuşuyorsa, baş parmağımı kumandanın P+ tuşuna götürürken ne gözümde yaş belirir, ne zihnim meraktan kıvrılır, ne de vicdanım sızlar. Ama kendimi bildiğimden beri İspanya, Almanya, İngiltere ve hatta İtalya liglerinin beni daha uzun süre hipnozda tutmayı başardığını hatırlarım. İşte tam da bu nedenle hep kendime sormuşumdur "neden?" diye.

Düşük tempoysa derdim İtalyanlar'ı niye izledim? Hasan Şaş'ın yana ve hatta kendi kalesine doğru yaptığı koşuların günahı neydi İngiliz takımlarını izleyecektiysem? İspanyollar'ın hiç mi kötü maçı olmadı? Almanlar pek mi estetik duruyor topla?

Elbette ki bu ülkelerin tamamı, diğer pek çok alanın yanı sıra futbolda da Türkiye'den daha iyi durumdalar ama benim televizyon başında yaşadığım buhranın sebebinin sahada oynanan futbolla ilgisi olmadığını nihayet kavradım. Meğer futbol diye izlediğim -hadi haksızlık etmeyelim, beni saran şey- sahadaki atmosfermiş. Ve yine anladım ki, kim ne derse desin, atmosferin esas sahibi ve yaratıcısı tribünlermiş.

Bakmayın siz Avrupa kupalarındaki rakiplerin havaalanlarında ayaküstü yaptıkları "Türk seyircisi bizde olsa keşke" kıvamındaki ağza bal çalmalarına. Ne desin ki adam? "Şunca yıldır kupalara katılırsınız, bir 2000'de UEFA'yı aldığınızı gördük; İstanbul'a da gezmeye geldik" mi diyecekti?

Tamam, Türk seyircisi ateşlidir ama o ateş neredeyse tamamen bencildir. Ne yani, tribünler Pınar Başı'nı söyleyince sahadakiler sancak görmüş süvari gibi aşka mı gelecekler? Ya da iki hafta sonra karşılaşılacak ezeli rakibe düz gidilince forvet kendini mi bulacak?

Takımı gerçekten de ateşleyebilen bazı tezahüratlar olduğunu kabul ediyorum ama hangi insan evladı "yaparsın, ezersin, aslansın koçum" yerine yalnızca ve basitçe takdir edilmeyi tercih etmez ki? Yani tam da Avrupa'daki futbol izleyicilerinin tavrını?

Ya da maça çıktığın anda on bin nüfuslu güruh görmektense elli bin futbol seyircisi yeğ değil midir?

Bütün bunlar bir araya geldiğinde sahada veya ekranda gördüğümüz şey puan kavgasından futbol maçına dönüşüp güzelleşmiyor mu?

İşte bütün bunları farkettiğim anda anladım ki Türkiye Ligi'ni değil de Almanya Ligi'ni izlemeyi tercih etmemin sebebi bir olasılık bilinçaltımda beslediğim yabancı hayranlığı değil, salt futbol izleme isteğimmiş.

İyi hoş da sormazlar mı adama "bu işler neden orada öyle de burada böyle" diye?

Sorarlar. Zaten bütün mesele de o ya. Neden futbol izleyicisi bu kadar sorunlu? Uyuşturucu çok alınınca uyarıcı mı oluyor yoksa?

Hiç yorum yok: